Sosyal Araçların Sayısallaşması

Sosyal medyanın yükselişi kaçınılmaz şekilde sürüyor. Yıllar içinde ne olduğunu anlamadığımız şeyler olmaktan hayatın vazgeçilmez ve ayrılmaz parçaları olmaya yükseldiler. Bu yükselişe etki eden çokça etmen var elbette. İletişimin ve getirdiği bağlantının İnsanlığın temel bir özelliği olması en etkili olanı olabilir ve İnternet’in sunduğu sonsuz iletişim imkanı bu etkinin hiç görülmedik şekilde etkili olmasını sağlıyor.

Bu bakımdan veri işinde bulunan tüm şirketler bu toplumsal olguyu sömürüyorlar. Yaptıkları şey; var olan toplumsal bir aracı alıp, bunu eski imkanların ötesinde küresel ve erişilebilir kılıp, daha etkili hale getirmek. Ekonomik gelişim ile desteklenen bu süreç, rekabet kanunu gereği eski düzeni aşındırıp bu yeni sayısal araçları yaşantımızın temel parçaları haline getirdi. İnternet’ten alış veriş yapmak daha kolay, sosyal medya ile haberlere ulaşmak daha çabuk, anlık yazışma hizmetleri ile iletişmek daha hızlı oldu.

Bu gelişme süreci tüm yaşam alanlarını kapsıyor. Bugün e-devlet bürokratik evrakçılığı, İnternet bankacılığı finans ilişkilerini, Uber taksi duraklarını yönetiyor. İnternet kullanmamak artık medeni Dünya için bir seçenek değil. Yanıltıcı olan ise sadece kurumsal/ekonomik ilişkilerimize ait toplumsal araçları sayısallaştırdığımız ve bunun bize bir yaşam kolaylığı getireceği yönündeki düşünce. Aslında söz konusu dönüşüm en etkili olarak sosyal yaşantımızı yani yüz yüze olan ilişkilerimizi değiştiriyor ve tüm yönü ile hayatımızın bir zorluğunun yerine bir çok başka zorluğu yerleştiriyor. Teknoloji bize, ona inandığımız gibi yardım etmiyor.

Teknolojinin yarattığı sorunların başında, yenisine terk ettiğimiz eski toplumsal araçların artık geri döndürülememesi geliyor. Bir kere toplumsal olarak daha hızlı, etkili ve kitlesel araçlara sahip olduktan sonra eskiden aynı işlevi gören araçların nitelikleri bir olumsuzluk olarak karşılanıyor. Bu sebepten gelişim geri döndürülemez nitelikte. Durumun geldiği noktayı örneklemek kolay. Sosyal kimliğimiz ve güvenimiz Facebook’a, iletişimimiz Whatsapp’a (ki bu da Facebook), aşklarımız Tinder’a, ilgi ihtiyacımız İnstagram’a (ne ilginç bu da Facebook), iş ilişkilerimiz Linkedin’e… Bu araçlara olan bağımlılık çokça konuşulan bir konu fakat insanların bu bağımlılıktan veya doğru bir ifade ile zorunluluktan kurtulmalarının yani eskiye dönmenin bedeli pek gündemde değil.

Bu sayısal araçlar, artık kamuya mal olmuş durumdalar ve bu kabul edilmesi gereken bir gerçek. Araçların sahibinin değişmesi toplumsal değerinde bir değişmeye yol açıyor değil. Her halde bu araçların varlığı insanlar tarafından hayatlarında aranan bir durumda. Bu sebepten ki; insanların etkileşim kurduğu, tanıştığı, güven geliştirdiği imkanları sunmakla beraber bu araçlarda varlık göstermemek veya varlık göstermeyi reddetmek şeffaf bir duvarı etrafınıza örülmesi demek. Hala aynı insanların içinde yaşıyor, aynı yerlerde geziniyor ve dolaşıyor olabilirsiniz ama etrafınızdaki insanların artık iletişim ve bağlantı kurmayı tercih ettiği yollar size yabancı kalıyor. Bu bakımdan aynı mekanda aynı deneyimi yaşıyor olduğunuz, etkileşim imkanınızın eksikliğinden veya farklılığından dolayı pek söylenemez. Fiziken görünüyorsunuz ama birinin sizi görme ihtimali düşük, sadece gözleri sürekli ekranlarda olduğu için değil.

Bunun sebebi dünyevi temaslarımızı sayısal sosyal araçların sunduklarına terk ettiğimiz oranda eski araçların kullanımı giderek garipseniyor oluşu. Tanışmayan kişilerin Instagram’dan birbirlerine yorum yapmaları olağan iken, vapurda kitap okuyan birine okuduğu kitap hakkında yorum yapmak garip karşılanabiliyor artık. Eskiden sizin hakkınızda güven oluşturacak olan tavrınız, giyiminiz, konuşmanız iken artık Facebook profiliniz, listelenmiş arkadaşlıklarınız, paylaştığınız içerikler bu bilgiyi karşı tarafa sağlıyor. Bu araçların sosyal kabulünün en belirgin göstergelerinden bir tanesi bir zamanlar İnternet’in imkanları ile tanıştığını söylemeye çekinen insanlar artık ilişkilerinin bu yönünden hiç çekinmiyor oluşu. Herkesin dost masasında telefonundan gözünü ayıramamasının sebebi tam olarak artık hayatın bir kısmının o ekranın arkasında yaşanmasından olsa gerek.

Bu durum bir gelişmenin uzantısı olarak görülebilir ancak. Sonuçta geliştirilen her araç ve teknolojik yenilik, toplumsal ve bağlı bireysel yaşamlarımızı geri dönülmez şekilde değiştiriyor. Bu ilerleyişe katılmamak hep bir tercih idi ama hariç kalanlar zamanla yok oldu ve toplum yeni araçları topluca benimsedi. Bugün görülmüş en hızlı iletişim yolu olan İnternet üzerinden sunulan araçların ise belirgin şekilde yeni bir sorunu var. Hiç olmadığı kadar hayatımızı kontrol ediyor olmalarının yanı sıra bu araçlar aslında birilerinin sahip olması!

Kullanıcı sözleşmesi diye adlandırılan kelime yığıntıları pek okunmuyor, okunanlar da gerçek anlamı ile özgür irade üzerine kabul edilmiyor. Bu araçlar topluma mal olup homojenleşmediği gibi aksine giderek bir grubun elinde toplanarak tekelleşiyor. Facebook ve Google gibi devasa şirketler İnternet üzerindeki yaşam alanlarının sahibi ve bekçisi. Hiç bir söz hakkınızın olmadığı bir alanda sadece yüzü olmayan şirketlerin politikalarına göre yaşıyoruz. Örneğin su gibi insanlar için hayati bir kaynağın birilerinin ticari tekeli altında satılıyor olması duyarlı bir insanı rahatsız ettiği gibi toplumsal araçlarımızın da birilerinin ticari tekeli haline gelmesi rahatsızlık yaratıyormuş gibi görünmüyor henüz.

Mahremiyetiniz, güvenliğiniz veya ne sebepten olursa olsun sayısal araçların dışında kalmayı tercih ettiyseniz “sayısal mülteci” oldunuz demektir. Facebook kullanmadığınız için arkadaşlarınızın etkinliklerine davet edilmez, Whatsapp kullanmadığınız için çevrenizin iletişiminden uzak kalır, Instagram veya Tinder kullanmadığınız için herkesin gördüğünden daha az ilgi görebilirsiniz. Bu açıkları kapatmak, başarılı olunacaksa bile mücadele ve emek gerektiriyor. Yaşam bu haliyle kesinlikle adil değil ve zor. Günümüzde onurlu bir yaşam sürmenin her anlamda zor olduğu gibi.

Kolaylık için ne kadar mahremiyet feda ediyoruz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.