Şifre ve Hukuk

Bugün elektronik cihazlarımız yaşantımızın ve zihnimizin bir uzantısı halinde. Öyle ki; telefonundan uzak kalabilen, Whatsapp konuşmalarını bir tarih kaydı gibi kullanmayan, hatırlanması gerekenleri yaşamının bir noktasında kendisine e-posta atmamış olan olsun çevremizde. Hayatımızın bu derece içinde olan bu cihazlar ve taşıdıkları bilgiler zihnimizin bir uzantısı konumundalar. Zihinlerimiz okunamıyor, kanun kimseden bir bilgiyi zorla alamıyor fakat zihnimizden fazlasını sakladığımız cihazlarımız bunun neden istisnası konumunda?

Şifreleme teknolojileri şu anda elektronik cihazlarımızı koruyan en önemli savunma hattı. Hem verinin saklandığı fiziki alanlarda hem de verinin iletiminde şifreleme, mahremiyetin ve güvenliğin önkoşulu. Şifreleme teknolojikerinin düzenli bir saldırı altında olduğunun söylenmesi kimseye şaşırtıcı gelmemeli çünkü bu teknoloji, eskiden serbest bir alan olan iletişim denetlemesi ile yok edilen mahremiyeti, örgütlü güçlerin elinden alıp kullanıcılara iade ediyor. Devletler, şifreleme teknolojilerini zayıflatmak için her türlü saldırıyı sürdürmekte, sistem açıkları için milyonlarca Dolar tekliflerde bulunan özel şirketlerle kol kola iş yapmakta. Hatta ülkesinin vatandaşlarına karşı açıkça saldırıda bulunmakta.

Şifrelenmiş cihazlara karşı verilen örneklerin başında “kasa” gelir. Şayet yasal zemin uygun ise kilitli de olsa bir kasa sahibine zorla açtırılabilir veya tahrip edilerek kırılabilir. Bu sebepten bir nevi kasa olarak görülen şifreli veriler de böyle olmalıdır denir. Bu analojinin atladığı husus şifrelemenin kasa gibi bir şey olmadığı; yani anahtarının aslında kişinin zihninde bulunan ve hukuken korunan bir bilgi olduğu ve fiziki kasaların da hayatımıza ait her şeyi saklayan devasa kutular olmadığıdır. Bugün zihinlerimiz okunamıyor ama ileride teknik olarak mümkün olduğunda söz konusu mantıkla zihnimizin de istenildiğinde okunması gerektiği yoksa toplumun yok olacağı iddia edilebilir.

Devletlerin elektronik verilere ulaşmak konusundaki birincil iddiası ceza soruşturmalarında delil elde edilebilmesidir. Soruşturma, delillerin toplanmasını ve iddia edilen eylem ile ilişkilendirilmesini gerektirir. Bu kapsamda elektronik verilerin de aranması gerekli olabilir. Söz konusu gerekliliği göz ardı etmeden elektronik ortamların başka bir gerçekliğini de görmek gerekiyor. Kişilerin elektronik cihazları, suç konusu veriler için arandığında diğer her şey için de aranır! Bu gerçeği değiştirmenin bir yolu yok ve bir kere veri elinizden çıktı mı geri dönüş olmaz. O veri silindi mi, saklandı mı, size verilen tüm hukuki güvenceler şüphelidir.
Öyle bir noktaya geliniyor ki; elektronik şeyler hayatımıza girmeden önce suç ile mücadele edilebiliyordu da bugün şifreli bilgiler tüm toplumun çivisini yerinden çıkaracak oldu. Türk Ceza Kanunu elektronik ortamda yapılacak aramalar için başka hiç bir şekilde delil elde edilmesinin mümkün olmamasını şart koşar. Neredeyse gerçekleşen tüm suç eylemlerinin fiziki koşullarda gerçekleştiğini düşünürsek nasıl oluyor da ilk aranan ve el koyulan şeyler insanların elektronik cihazları oluyor?

Fiziki alanlarda yapılan aramalar ile elektronik ortamda yapılan aramalar arasındaki bu orantısız erişim farkı aslında arzu edilen bir durum. Bir konut araması yapıldığında, tüm yazışma geçmişiniz, tanıdığınız insanlar, bulunduğunuz tüm yerler, çektiğiniz tüm fotoğraflar, cinsel yöneliminiz, adet gördüğünüz günler gibi sayısız kişisel veriye erişmek mümkün değil. Erişilebilecek olsa bile işlemek pahalı bir iş. Bu sebeple bugün yargı sisteminin özellikle alışkanlık geliştirdiği soruşturma tembelliği sebebi ile konut aramaları şiddet, elektronik ortam aramaları da en kolayından delil elde etmek için kullanılıyor. Sebebi gayet basit, zaten kanuni delil ve hukuki uygulama endişelerinin taşınmadığı bir ortamda telefonunuz gibi binlerce megabyte’lık veri içeren bir cihazdan mutlaka bir şey çıkarılması mümkün. Hiç olmadı, istenen sonucu elde etmek için bir şey yerleştirmek mümkün. Elbette şifreli değilse!

Dünya’daki bu mücadele herkes için önemli. Şifreleme teknolojilerinin teknik imkanları dayanıklı olabilir ama en zayıf halka olan insanın korunması da bir o kadar gerekli. Şayet bir gün şifreleme teknolojileri yasaklanır, şifrelenmiş verileri çözmeyenler ve ilgili anahtarları veya parolaları teslim etmeyenler tutuklanır ise tüm insanlığın geleceğine dair önemli bir mücadele kaybedilmiş olur. Bu sebeple sessiz kalma hakkının, elektronik verileri koruyan şifreleme teknolojilerinin anahtar ve parolalarını da kapsadığı bugün şüpheye yer vermeyecek şekilde kabul edilmelidir.

Dünya yeni bir Dünya artık, eski fikirlerle yeni geleceği şekillendirmeye çalışmak sadece zarar getirir. Son çare olmadıkça veri kiminse onundur, kimse ne sebeple olursa olsun sadece gerekli olabileceği varsayımı ile bu verilere dilediği gibi erişme hakkına sahip olamaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.