Kameralar ve Toplumsal Gözetim

Toplumların sadece bugün gözetim sistemleri geliştirdiğini söylemek sanırım büyük bir yanılgı olur. Toplulukların işlevselliğinin koşulu olarak bireylerin, diğer bireyler hakkında bilgi topladığı, bu bilgilere dayalı olarak bir yargı oluşturduğu bilinen bir gerçek. Öyle ki dedikodu dediğimiz istihbarat kaynağının bugün insanları insan yapan evrimsel yeteneklerden biri olduğu bile söyleniyor.

Gözetimin kaynağını insanların oluşturduğu bu zamanlarda elde edilen bilgi ile davranışlar bireysel veya toplumsal olarak değiştirilebiliyordu. Doğal olarak bu bilgi birikimi üzerine, günümüzde kabaca halk yargısı denilen şey oluşuyor ve bu yargı ile topluluk olarak yaptırımlarda bulunulabiliyordu. Sonuçta savcısı, yargıcı kolluğu bir olan bir toplulukta bireyler de kendi toplumsal görünümlerine önem göstermek zorunda kalıyorlardı. Antik Roma imparatorluğunda onurlu bir vatandaş olmanın anlamı tam olarak bu izlenimden geliyordu.

Elbette yukarıdaki tarifin kesinlikle kaba olduğu kabul edilmeli. İnsanlığın pek çok aşamasında ve farklı kültürlerde yaşananlar farklı gelişmiş olsa bile belirtilmesi gereken konu, modernizmin ve kapitalizmin getirdiği bireyselliğin yukarıdaki sistemi yerinden etmiş olmasıdır. Bunu hem pratik olarak gerçekleştirdiği gibi aynı zamanda ideolojik olarak toplumsal müdahalenin tüm alanlarını kötüleyerek bunu kurumsallaştırmış yani devletleştirmiştir. Sanayileşmenin bir araya topladığı insanlar yakınlaştıkları kadar toplumsal özelliklerine de o kadar yabancılaştılar. Kapitalizmin, toplumsal özellikleri betimleyen ahlak kurallarını aşındırmasıyla da eski mekanizmalar öznellik endişesi ile güven dışına itilmiş ve her fırsatta bunun yerini kaçınılmaz somut şeylerin alması gerekmiştir.

Bu durumu örneklemek ve karşılaştırmak kolay. Bir trafik kazasına karıştığınızda teknolojinin eksik kaldığı günlerde tanıklık ve polis tutanağı gibi kurumsal tespitler bir olayın kanıtlanmasının yegane yoluydu. İnsanların tanıklık etmekten kaçınması ve kurumsal sistemlerin yozlaşması ile karıştığınız kazayı kanıtlamak giderek zorlaştı. Bu durum kısmen kaçınılmaz olarak bugün soğuk gözlerini görmeye çok alıştığımız kameraları hayatımızın en ücra köşelerine kadar soktu. Bugün insanlar çevrelerindeki insanların tepkisinden veya gözünden değil etrafta görülebilecek devlet grisi mobese kameralarından çekiniyorlar.

Kameraların işgalci bir hal aldığını sanırım her dikkatli gözlemci bugün fark edebilir. Kameraları gözlem için kullanılabilmeye ekonomik olarak imkan doğduğundan bari her şekilde üretildiler. Ucuzlukları bugün her yere koyulabilmelerini, fiziksel şekilleri her yere saklanabilmelerini, kayıt kapasitesi ve İnternet’in getirdiği bağlanabilirlik ile neredeyse sonsuz kaydın alınabilmesine imkan sağladı. Bu durum ile işgalin etkisinin ve denetlenemez halinin artış gösterdiği kabul edilmelidir. İnsanların bilinçli olarak evlerine koydukları IP kameraların İnternet üzerinden herkes tarafından izlenebilmesi ile*, başka nesnelerin içine gizlenmiş kameralar ile günlük kiralık evlerin yatak odalarının izlenmesi ile** veya devletlerin artık mahallelerin ara sokaklara kadar soktuğu güvenlik kameraları ile işgalin ciddi miktarda ilerlemiş olduğunu söylemek mümkün.

Peki kameralar bizi rahatsız etmeli mi? Bugün kameralar nedeni ile kendini güvende hisseden çokça insan var. Bu hissin kameraların getirdiği olağan şekillerde kanıtlanamaz olaylara kanıt imkanı getirmesi ve bu imkanın caydırıcılığının verdiği güvenle açıklamak mümkün. Aracınız ile bir kaza mı yaptınız bir kamera mutlaka vardır, cüzdanınız mı çalındı bir kamera mutlaka bulunduğunuz dükkanda vardır. Peki peşinize takılmış birinin sizi izlemesi ile çevrenizde bulunan binlerce gözün sizi izlemesi arasındaki fark nedir? Biri bizi rahatsız ederken diğerini görmezden nasıl gelebiliyoruz? Bu sorunun cevabı sanırım kameraların belirli bir hedefi olmayışında ve görüntüleri izlemenin zorluğunda yatıyor. Sonuçta herkes izleniyorsa ve bir kişiyi özel olarak takip etmenin ciddi bir emek olduğu düşünüldüğünde olağan park yürüyüşünüzün kameraya takılmasında ne sorun var?

Bu sorunun cevabı yine teknolojide yatıyor. Kameraların teknik özelliklerinin gelişimi ile kaydedilen görüntülerin işlenebilme imkanları da katlanarak artıyor. Facebook mühendislerinin geliştirdiği bir yazılım gönüllü olarak milyarlarca insanın verdiği fotoğraflar sayesinde bir kişiyi önden %90 diğer açılardan ise %70 başarı oranı ile tespit edebiliyor. Şimdi bu yazılımın her gün gördüğünüz ve artık İnternet’in bir parçası çevrenizi sarmış kameralar ile neler yapabileceğini bir düşünün. Bir kişiyi takip etmek, tüm hayatını bir dosya haline getirmek eskisi ile kıyaslanmayacak kadar kolay bir çaba haline gelebilir.

Herkesin saklayacak bir şeyi vardır. Olmasa bile bunu istemeye kesinlikle hakları vardır. Fakat bugün toplumsal kontrol araçlarımızı kameralar ile kurulmuş kitlesel bir takip aracına terk ediyoruz ve bu aracın üzerinde hiç kontrolümüz yok. Çevrenizdeki insanlar size baktığında, bir olaya şahit olduklarında şayet sıradışı bir şey yoksa çok geçmeden yaşananı unutacaklardır fakat kameralar asla unutmuyor! İnsanlar detayları değil sadece gerekenleri hatırlarlar fakat kameralar hiçbir detayı kaçırmıyor! İnsanları bir kutuya koyup, yaşamınızda istemediğiniz yerlere sokmanın imkanı yok fakat kameralar her yerde!

Elbette bir nostalji ile eski düzeni isteyip tüm kameraları yok etmenin bir anlamı yok, kanunlar da bizi bu araçların teknik kabiliyetlerinin sonuçlarından bir yere kadar koruyabiliyor veya etkisiz kalıyor. Bu durumda ne yapmalı? Önerim tüm izleme sistemlerini, özel kamusal insanlara benzetmeliyiz. Şekillerinden değil ama teknik kabiliyetlerinden bahsediyorum; detaysız, unutkan, fark edilebilir.

Öncelikle kamera kullanmanın kamusal veya özel, insanların doğal olarak mahremiyet isteyecekleri alanlarda düzenlenmesi gerekli. İspanya’da bir kişinin kendi özel mülküne yerleştirmiş olsa dahi kamera kullanımı konusunda ciddi sınırlamalar mevcut.*** İnsanların, kamusal alanları gözetlemek ve kaydetmek konusunda hiç çekinmedikleri kameralar ve kamunun da ülkemizde yerleştirmeden duramadığı tüm güvenlik kameralarının fayda zarar oranında sınırlandırılması gerekli. Bu cihazların yerleşiminin nedeni ve yerleştirilen yerin sakinlerinin çoğulcu bir kabulü şart olmalı. Mahalle aralarında insanların evlerinin camına dayanmış mobese kameralarının varlığı tartışılmalı. Belki fark edilmeleri için bu kameraların parlak renklere boyanması, elde edilen verilerin teknik ve hukuki geçerliliklerinin belirgin şekilde yazılarak belirtilmesi gereklidir.

Daha sonra bu kameraların kesinlikle İnternet’e veya özel bir ağa bağlı olmaması yani offline kalması, kayıt kapasitelerinin birkaç gün ile sınırlandırılması ve cihaz ile birleşik olması şart olmalı. Bu şekilde görüntüler sadece gerektiğinde, doğru kişilerce gerektiği kadar elde edilebilir olacaktır. Kameraların yerel kayıtlarının, izlemeye ve denetlemeye hukuken yetkisi olan kurumlara ait anahtarlarla birlikte şifrelenmesi aynı zamanda görüntülerin her halde kötüye kullanılmasını da teknik olarak engelleyecektir. Böylelikle kameraların gözü altında olan insanlar, bir kişi veya bilgisayarca izlenmediklerinden emin olabilir ama gerekli görüldüğünde toplumsal bir denetim aracı olarak kameranın görüntülerine erişilebilir.

Kameralardan memnun olunabilir, izleniyor olmanın güveni hissedilebilir ama yeni yarattığımız bilgi dünyasında bu verilerin kullanımı faydalarını fazlasıyla aşacak şekilde kötüye evrilebilir. Bu tedbirler şimdiden alınmaz ve mahremiyet kültürün bir parçası olarak talep edilen bir şey haline gelmez ise bir noktada iş işten geçmiş ve biz binlerce gözün altında hapsolmuş olacağız.

*https://arstechnica.com/gadgets/2011/01/one-mans-journey-through-the-world-of-unsecured-ip-surveillance-cams/
**https://twitter.com/textfiles/status/935305053258125312
***https://www.mofo.com/resources/publications/spains-strict-new-limitations-on-video-surveillance.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.