İradenin Çaresizliği

İktidarın kaynağının dünyevi görüldüğü çağdaş zamanlarda insanların anlaşısının ve hali ile hukukun birincil temeli, irade ve irade oluşumunun sağlığıdır. Tarafların irade beyanları ile anlaşmalar kurulur ve sonlandırılır. Bunu yapabilmek özgürlük demektir. Roma İmparatorluğunda da günümüzde de özgürlük irade sahibi olabilme ve hali ile sözleşme yapabilmekle eşdeğerdir.

İrade sahibi olmak, özgür olmanın koşulu olduğu gibi iradenin sayılabilmesi için özgür olmak da şarttır. Özgürlüğü bir sebepten kısıtlanan kişinin iradesi sayılmayacağı gibi söz konusu irade, kişiyi kısıtlayan ve özgürlüğünü engelleyen kişiye aittir. Bu bakımdan sağlıklı bir iradenin varlığından özgür olunmadıkça bahsedilemez.

Elbette kapitalizm’de özgürlük ve özgür irade bir yanılgıdır. Bu fikir büyük sözlerin arkasına sığınan bir tespit değil gayet olağan yaşantının pratiğinde görülebilecek bir olgudur. İrade soyut bir kavram olarak tutarlı olsa da pek çok varsayım ve önkabul içerir. Bu önkabullerden en önemlisi günümüz bireyinin ticari ilişkilerinde seçim hakkının ve özgürlüğünün olabileceğidir. Bu önkabul ticaret rekabetinin serbest kalacağı ve bu serbestliğin seçenek yaratacağına dayanır. Ne yazık ki ne rekabet serbesttir ne de seçenekler çoktur.

Dünya’da belirli hizmetlerin sürekli olarak tekelleştiği görülen bir gerçek. Çoğu zaman bir hizmet için benzer imkanlar sunan birden fazla kurum olsa da ya bu hizmetlerin kullanım koşulları bir fark bırakmayacak kadar birbirine benzer ya da zaten bu kurumlar bir şekilde birbirine bağlıdır. Durum böyle olunca arzı tekelleşmiş bir hizmeti almak isteyen tüketici veya kullanıcının aslında koşullar konusundaki söz hakkı veya tercihi sembolik olur. Eski kamusal kurumlar, bu anlamda devletlerce kontrol altında tutulur. Bankacılık buna bir örnek olarak devletin hakimiyetinin üzerinde bulunduğu, tüketicileri koruyan hukuki sistemlerin kurulduğu bir sektördür. Bu kontrol sınırlı ve bazen eğreti olsa da kamu’nun varsayımsal bir katılımından söz edilebilir.

Günümüzün sayısal yaşantısı, muhtemelen en tekelleşmiş hizmet arzını oluşturuyor. Neredeyse topluma mal olmuş ve kimsenin kullanmaktan kaçınamadığı çokça temel hizmet birkaç tane ulusüstü şirket tarafından veriliyor. Bu şirketler hem hizmetleri yönetiyor hem de veriye hükmettikleri için kullanıcılar ve toplum üzerinde kaçınılmaz bir tahakküm kuruyorlar. Bu tahakküm yeni ve rakip hizmetlerin doğmasını engelliyor ve şirketlerin tekel konumunu koruyor. Keza bir platformda üretilen veri başka bir platforma kolayca taşınamadığı gibi bu veri üzerindeki hakimiyet bile Dünya’nın çeşitli yerlerinde tartışmalı bir noktada.

Bu bakımdan bu şirketlerce verilen hizmetlerde bir piyasa rekabetinden bahsedilemediği için hali ile kullanıcıların özgürlüğünden de tam olarak bahsedilemiyor. Sonuçta kullanıcı, yüzü olmayan bu şirketlerle sözleşme koşullarını tartışamadığı gibi bu hizmeti başka yerden alma imkanına da sahip değil. Kullanıcıya kalan tek tercih boyun eğip koşulları olduğu gibi kabul etmek veya toplumsal olarak soyutlanmak.Bu hizmetleri sunan kurumlar üzerinde bir devlet ve hukuk kontrolü de kurulamadığı veya kurulmadığı içindir ki kullanıcılar adına olan olumsuz durum olduğu gibi korunuyor.

Bu bakımdan günümüzde Avrupa kaynaklı GDPR ve yerelde KVKK gibi kanunlar kapsamında kişilerin verileri üzerinde söz sahibi olmasını sağlamaya çalışmak biraz eğreti bir hal alıyor. Söz konusu kanunlar kişilere kendi verilerinin hakimiyetine ilişkin karar vermek hakkını iradelerini öncelikli şart koşarak sağlamaya çalışıyor. Yakın zamanda şahit olunan şey ise tüm bilgi egemen kuruluşların sayısızca özgür irade(!) ile rıza almaya çalıştığı e-posta ve sms’lere maruz kalınması ve insanların bezginlik ile çaresizlik karşımı içinde özgürce(!) iradelerini vermeleri. Kullanıcıların, neredeyse kamu hizmeti haline gelmiş ve hiç söz hakları olmayan bir hizmetin dayattığı koşulları kabul etmemek gibi bir imkanı olduğunu varsaymak tam olarak piyasanın serbest olduğu varsayımı ile aynı kefede bir yanılgıdır.

Önerme şu olmalıdır; Bugün kimse özgür değildir. Özellikle yaşam alanlarımızı ve sosyal araçlarımızı hızla tekeline alan şirketlerin varlığında. Ya bu şirketlerin üzerimizdeki tahakkümü son bulmalıdır ya da özgür olduğumuz varsayımı bırakılmalıdır. Çözüm; hukukun muğlak vaatlerine ve şirketlerin dayattığı sözleşmelere güvenmeyip verinin hakkı olan yerde yani kişilerin hakimiyetinde kalmasının sosyal ve teknolojik arka planını hazırlanmasıdır, örneğin Solid gibi.

Kullanıcıların önüne bir sözleşme konmuş olması onlara ne söz hakkı vermek ne de paydaş kılmak demektir. Verilerinize sahip çıkın çünkü özgürlük bugünün koşullarda sadece bir yanılsamadır!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.