Gizleyeceksen Kaydetme!

Sır, anlamı gereği bir kişi veya grubun, harici kişilerden sakladığı bilgiyi ifade eder. Ortada sır olabilmesi için gereken en az bir kişinin, daha doğrusu bir kişinin beyninin bilgi içeren bir şeyi gözlemleyerek kaydetmiş olmasıdır. Hiç gözlemlenmeyen ve hali ile kaydedilmeyen bir “şey” var olsa bile insan evreni için yok hükmündedir. Bu sebeple sır, gözlemlendiği ilk andan itibaren ne kadar fazla kere kaydedilirse, temas alanı ve ortaya çıkma ihtimali o kadar artar. Bir sırrı en iyi saklamanın yolu ilk başta bunu sırrı tutan beyni terk etmemesini sağlamaktan geçer.

Elbette insanlar sosyallikleri gereği, belki bir evrimsel avantaj olarak da, bilgi ve çoğu zaman sırlarını da paylaşırlar. Bu eyleme bir bilinç atfetmek bile zor sayılabilir. Olağan bir konuşma sırasında bile sayısız kişisel bilgi karşı tarafa aktarılır. Eskiden bunu yapmanın en verimli ve ekonomik yolu yüz yüze konuşmaktı. En ucuz kayıt aracının bile krallara layık olduğu bir devirde bir sır bir beyinden bir beyine aktarılır, aktarıma şahit olmayanların bu bilgiyi elde etmesinin başka bir yolu olmazdı. Bu anlamda sırlar kulaktan kulağa yayılır ve insanlarca akıllarında kaydedilirlerdi.

Günümüzde durum daha farklı. Artık türlü şekillerde ve koşullarda iletişebiliyor ve sırlarımızı paylaşabiliyoruz. Bu konudaki gidişat o kadar hızlandı ki bu durumu tıbbi bir bağımlılık olarak incelemek olağan bir hal aldı. Elbette iletişimimizi sağlayan tüm araçlar olağanca karmaşık bir bağlantı halinde. Telefonlarımız, tabletlerimiz, bilgisayarlarımız ve neredeyse buzdolaplarımız İnternet ismini verdiğimiz insanlığın en büyük ve karmaşık makinesinin içinde birbirine bağlı. Bu cihazlar sadece birbirimiz ile olan konuşmalarımızı ve hali ile sadece bilgilerimizi değil aynı zamanda sosyal koşulların getirdiği sırlarımızı da işlemekte. Bugün çoğu kişinin bu cihazların sayesinde hayatımıza dair öğrenilebilen şeyler ile karşılaştıklarında şaşırmaları şaşırtıcı değil. Tinder’ın bir kişi hakkında tuttuğu bilginin miktarı buna bir örnek iyi bir örnek olabilir.

Bu cihazlara olan güvenimiz kanımca iki aşamadan geçti; tüm cihazlarımız akıllanmadan önceki dönemde teknik imkanların yetersizliği ve pahalığından doğan imkansızlığın verdiği güven ile akıllandıklarından sonra bilgimizin değersizliğine olan anlamsız güven. Sonuçta bu tarihe kadar kimse mektup yazdığında bir zarfın içine koymaktan çekinmedi fakat günümüzde tam olarak bunu yapıyoruz ve güvenimizi yazdıklarımız ile kimsenin ilgilenmeyeceği fikrine veriyoruz. Asıl soru kimin sizin sırlarınız ile ilgileneceği değil, sizin sırlarınız ile ne yapılabileceği. Bugün değişen en önemli şey, bu yarattığımız sırların kaydedilmesinin ve anlamlı şekilde işlenmesinin ölesiye ucuz olması. Hem sizin tarafınızdan hem de zarfsız mektubunuzu okuyanlar tarafından.

Bu noktada hep popüler kültür meşhuru bir istihbarat örgütüne gönderme yapılarak sorulan alaycı soru, “ne yapsınlar benim geyik konuşmalarımı?” oluyor. Soruda amacından sapmış olsa bile bir doğruluk payı var. Sizin geyik konuşmalarınız istihbarat işinde sınırlı fayda gösterebilir ve bu anlamda o örgüt size yönelik düşük bir tehdit seviyesini temsil ediyor olabilir. Peki aynı konuşmalarınızın en yakın gördüğünüz insanlar gözündeki değeri nedir? Bu sorunun cevabı diğerine göre endişe verici ise en öncelikli tehdit bu yönden demektir. Ailesine ait telefonun parmak okuyucusunu uyudukları sırada parmaklarına okutarak binlerce Dolarlık oyun satın alan çocuklar ve sevgilisinin telefonuna zararlı casus yazılımlar kurarak bilgi toplayan insanların haberleri ile dolu web.

Bugün elektronik verilerimizin değeri çok aşikar. Mahremiyetine temelsiz bir güven ile yapılan tüm yazışmalar ve kayıtlar, zihnimizin okunmasına en yakın deneyimi sunabilir noktada. Bu durumda en yakınlarının merakını cezbetmesine şaşırmamak gerekli. Şaşırılması gereken bu kadar değerli bilgilere bizim umursamaz yaklaşımımız. Tanıdıklarımızdan sakınmayı arzuladığımız bu bilgileri gönüllü bir şekilde yüzü olmayan devasa şirketlere ve devletlere veriyoruz, hem de bir hiç uğruna.

Bu noktada, sır saklamanın değeri ve imkanı düşünülmeli. Kaydedilen, hele ki İnternet üzerinde paylaşılan hiçbir şeyin korunması ve saklanması mutlak değil. Telefonunuz belki devletlerin değil ama sizi tanıyan ve güvendiğiniz insanların ilgisini sonsuz miktarda çekebilecek sayısız bilgiyle dolu. Bir sırrınız ve saklamak konusunda isteğiniz var ise bunu kaydetmeyin! Çünkü bir istihbarat örgütüne elde etmesi pahalıya patlayacak olan bilgileriniz, en güvendiğiniz insanların bir parmak ötesinde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.